bootstrap themes

ATATÜRK’ÜN SAKARYA İSİMLİ ATI ve ULUS’TAKİ HEYKEL ÜZERİNE - Dr.(E)Alb.Suat AKGÜL

Sunay Akın son dönem Türk anlatım sanatının en başarılı şahsiyetlerinden birisidir. Birçok konuda yaptığı çalışmalar ve bunları anlatım şekli gerçekten dikkat çekici ve ilgi uyandırıcı olmaktadır. Dinleyen ve okuyan insanları etkilemekte ve duygulanmalarına yol açmaktadır. Özellikle gençler kendisini ilgiyle takip etmektedir ve bu ilgiyi de başarılı çalışmaları dolayısı ile hak etmektedir. Bu özelliği ile medya dünyasında önemli bir yeri ve konumu olduğunu belirtmek gerekir. Ulus’taki ATATÜRK Heykeli konusunda anlattıkları ve yazdıkları da bu açıdan oldukça dikkat çekici olmuş ve insanları duygulandırarak etkilemiştir. Bu konuyu bir yazısında şöyle dile getiriyor: “Krippel, Ankara, Ulus Meydanı’ndaki Zafer Anıtı’nın da sanatçısıdır. 1927 yılında oraya konulan bu heykelin de müthiş bir öyküsü vardır: Krippel, heykeli meydana yerleştirdiğinde büyük, hem de çok büyük bir hata fark edilir! Sanatçının, at üstündeki Atatürk’ün iki yanına koyduğu askerler Türk askerleri değildir! Kurtuluş savaşı sırasında askerlerimizin miğferleri olmadığı gibi, üniformaları da farklıydı. Krippel’in anıtındaki heykeller adeta birer Alman askerine benzemektedir! Açılış töreninden önce bu büyük gafı görenler, artık geri dönüşü olmayan bir yola girildiğinden çaresiz kalırlar. Çünkü, heykel meydana dikilmiş ve açılışa da çok az bir süre kalmıştır. Herkes Atatürk’e bakmaktadır merakla! Acaba, heykeldeki hatayı fark edecek mi, görürse ne yapacak, diye bir telaş, bir merak kalplerde serçe kuşu gibi çırpınırken, Atatürk, Krippel’in yanına gider, sanatçıya elini uzatır ve şunları söyler: “Sizi tebrik ederim beyefendi. Mehmetçiği hep görmek istediğim çağdaş, modern kıyafetler içinde yapmışsınız!” (Foto: 1,2,3,4)

Sunay Akın bu durumu televizyon programlarında da mizansen üzerine kurgulayarak anlatır. Anlatımı daha görsel ve tiyatral olduğu için çok daha etkileyicidir. 2013 yılında Skytürk Televizyonunda bu konuyu anlatırken açılış öncesi yapılan hazırlıklardan ve provadan biraz daha ayrıntılı bilgi vermektedir. “Rezalet, skandal, büyük bir hata var orada. Krippel’e ne yaptın, bitirdin bizi diyorlar. Nedir bu hata; Alman askeri miğferi takmışlar. Yani bu askerler Alman askeri. Eyvah! Ankara’nın göbeğindeki ATATÜRK’ün heykelinin yanındaki Alman askerleri. Krippel hatasını anlıyor ve özür dileyerek bu durumu düzeltebileceğini söylüyor. Ancak açılış günü gelmiştir buna imkân yoktur. Açılış günü ATATÜRK geliyor. Bando-mızıka herkes neşeli ama ipi çekip örtüyü indirince tabii ATATÜRK bu durumu anlıyor. ATATÜRK kalabalıkta Krippel’i arıyor ve ona doğru yaklaşıyor. Elini uzatarak sizi tebrik ederim diyor.” Sonra yukarıdaki yazıda belirtilen sözleri söylediğini belirtiyor. (Foto: 5 Krippel’in heykel çalışmasından)
Foto 5 Kısaca özetlemeye ve aktarmaya çalıştığım bu hususu değerlendirdiğimizde ilginç durumlar ortaya çıkmaktadır. Bu yazıyı okuduktan ve Sayın Sunay Akın’ı dinledikten sonra konu ile ilgili bir araştırma yaptım. Çeşitli bilgiler ve belgelere ulaştım. Öncelikle böyle bir olayın hiç olmadığını yani bu şekilde bir durumun gerçekleşmediğini belirtmek istiyorum. Fakat öte yandan buna benzer bir durumun başka bir şekilde gerçekleştiğini tespit ettim. İşte bu makalede bu durumu aktarmaya çalışacağım.
Konun öznesi şüphesiz ATATÜRK’tür. Ancak bu konuda bir özne daha vardır; Bu da “Sakarya isimli at”tır. ATATÜRK’ün Sakarya Atını incelemeden önce ATATÜRK’ün atlar konusundaki geçmiş yaşantısına bakmakta fayda vardır… ATATÜRK’ün atlarla ilk yakın temasının çok küçükken olduğunu görüyoruz. Babası vefat ettiğinde dayısının çalıştığı Selanik yakınlarındaki Rapla’daki çiftliğe yerleşirler. ATATÜRK burada annesi Zübeyde Hanım ve kardeşi Makbule ile birlikte 9 yaşına kadar kalır. İşte bu çiftlik hayatı ATATÜRK’ün atları yakından görmesine ve tanımasına yol açar. Ancak onun için en önemli gelişme Selanik’te Askerî Rüştiye’de okurken yaşadıklarıdır. ATATÜRK bu sırada 12-14 yaşlarındadır. Bu Askerî Okula zaman zaman atla gidip gelmektedir. Bu konuyu kardeşi Makbule Hanımın anlatımından aynen aktarmak istiyorum: “Askerî mektebe devam ederken ata heves sarmıştı. Güzel bir tayı vardı. Mektebe dayımla beraber atla giderdi. Her Cuma günü annemi, Naciye’yi ve beni görmeye gelirdi. Yine bir Cuma dönüşüydü. Atın eyerini vurdu. Gemi taktı. Yola çıkmaya hazırlanıyordu:
-Ağabey dedim.
-Ne var?
-Mektebe mi gidiyorsun?
-Evet!
-Beni de alsana atın terkesine!
-Olmaz!
-Ne olursun?
-Olmaaaz!
-Ne var sanki ben de geleyim seninle beraber?
-Olmaz dedik ya, hadi dön bakalım geriye!
Atına bindi, gitti. İnat olsun diye ben de arkasına takıldım. Fakat yaya yürüdüğüm için yetişemiyordum. Bir hendeğin kenarına gelmiştim. Atlamak istedim. Ayağım kaydı. Düştüm. O esnada nereden peydah olduklarını anlayamadığım bir sürü köpek üstüme hücum etmez mi? Benden bir hayli ilerde bulunan ağabeyim köpeklerin sesini, benim feryadımı duyar duymaz atın dizginlerini çevirdi. Dörtnala koşturarak bana yetişti. Biraz geç kalsa belki de köpekler beni parçalayacaktı”.
Bu kısa anekdottan ATATÜRK’ün küçük yaşta ata binmesini ve onu kullanmasını bildiğini anlıyoruz. Zaten daha sonraki askerî öğrencilik yıllarında bu okuldaki eğitimleri dolayısı ile at binmeyi ve at bakımını geliştirdiğini ve kendisi için yaşam tarzının bir parçası haline getirdiğini görüyoruz. At; askerî görevleri ve savaş yıllarında kendisi için önemli bir araç olacaktır. Ancak at binmek ve at sahibi olmak ATATÜRK için sadece askerî bir amaç değildir. Sadece savaş koşulları için de bir ihtiyaç olarak düşünülmemelidir. At binmek ve at sahibi olmak ATATÜRK için bir yaşam kültürüdür. Bu yüzden ata, atçılığa ve ata binmeye büyük bir önem ve değer veriyordu. Parasız kaldığı bir dönemde sahip olduğu atları satmak zorunda kalması onu derinden etkilemiştir. Ancak bu durumun bir vatan hizmeti gerekliliği için olması dolayısı ile de vakur bir şekilde kabullenmiştir. “(Atların satışından alınan) Bu para, yeni girişimlerimde bana destek olmuştur; bunu belirtmeyi görev sayarım”. “At ve kısrak parasıyla İstanbul’a geldim” diyerek bu konudaki duygularını ifade etmiştir. (Foto: 5,6)

ATATÜRK İstiklal Harbi süreci içinde de at sahibi olmuştur. Özellikle bunlardan Sakarya ismini verdiği atı diğer atlardan ayrı bir yere sahiptir… İstiklal Harbi içinde ve sonrasında bu uysal atı kullanmış ve gittiği yerlere şayet askerî bir manevra olacaksa götürmüştür. Sakarya’nın ATATÜRK’ün hayatında ayrı ve özel bir önemi daha vardır. ATATÜRK bu atı Latife Hanıma evlilik hediyesi olarak vermiştir. Evlilikleri gerçekleştikten sonra da bu ata binmeye devam etmiştir. Latife Hanım ile boşanmanın gerçekleşmesinden sonra ise Sakarya yeniden ATATÜRK’e verilmiş ATATÜRK de bu atı Karacabey’deki haraya göndererek bakımının orada devam etmesini istemiştir. (Foto: 7,8.9)

İşte başta belirttiğim Ulus’taki Zafer Anıtında sembolleştirilen bu Sakarya isimli attır. ATATÜRK Sakarya isimli bu at üzerinde sembolize edilmiştir. Sayın Sunay Akın’ın belirttiği ve Alman dediği iki Türk Askeri ile bir kadın heykeli bu anıtın diğer kompozisyonlarını oluşturmaktadır. 2 adet de kurt başlı heykel anıtın kaidesine bitişik vaziyette yapılmıştır. Anıtın figürleri konusunda yapılan bilimsel çalışmalarda at üzerindeki ATATÜRK’ün güç ve kuvveti temsil ettiğini ifade etmektedirler. At üzerindeki bu duruşun heybetli ve vakur bir görüntü yarattığını belirtmektedirler. (Foto: 10,11,12)

Bu anıt Türkiye’nin ilk anıtı değildir ancak ilk olarak yapılma teşebbüsünde bulunulan bir anıttır. Fakat bazı sorunlar dolayısı ile ilk olarak yapılma şansına kavuşamamıştır. Ankara’daki de ilk anıt değildir. Yine at üzerinde bir heykelinin olduğu Etnoğrafya Müzesi önündeki heykel Ankara’nın ilk heykelidir (Sıhhiyedeki Mareşal Üniformalı anıt ile birlikte aynı gün açılmıştır). Etnoğrafya Müzesi önündeki ATATÜRK heykelindeki at da Sakarya isimli attır… Diğer şehirlerde yapılan atlı ATATÜRK heykellerindeki at da yine Sakarya isimli at olarak kompoze edilmiştir. (Foto:14 Heykel yerine yerleştirilmezden önce)
Foto 14 Buraya kadar yapılan açıklamalardan sonra Sunay Akın’ın anlatımıyla popüler hale gelen Ulus’taki heykel konusunda oluşan yanlış algıları kısaca belirtmemiz gerekmektedir.
1. En başta belirtilmesi gereken husus, bu açılış törenine ATATÜRK’ün katılmadığıdır. ATATÜRK bu törene katılmamış ve açılış ile ilgili her hangi bir konuşma da yapmamıştır. Ankara’da olmasına rağmen bu açılış gününde burada bulunmamıştır. Tabii ki geçtiği ifade edilen konuşmalar da gerçek değildir. Bu tören o dönem gazetelerinde ve dergilerinde ayrıntılı olarak yer almıştır. Katılanların yaptığı konuşma ve okuduğu şiirler tam olarak yazılmıştır. Açılışa Meclis Başkanı Kazım Özalp, Başbakan İsmet İnönü, Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü Aras, İçişleri bakanı Şükrü Kaya ve Milli Eğitim Bakanı Mustafa Necati Bey katılmışlardır. Mehmet Emin Yurdakul da bir konuşma yaparak ve şiir okuyarak katılmıştır. Anıtın yapımını üstlenen dönemin Yenigün Gazetesi Başyazarı Yunus Nadi Bey de bir konuşma yapmıştır. Bu yapılan konuşmaların hepsi yayınlanmış bulunmaktadır. (Foto: 13,14,15)

 2. Sayın Sunay Akın Bey’in heyecanlı ve etkili anlatımı ile dile getirilen “2 Alman askerinin heykelinin yapılmış olduğu” konusu da doğru değildir. Bu miğferler yıllarca Türk Askeri tarafından kullanılmıştır. İstiklal Harbi süreci içinde bu miğferli ve bu kıyafetli birçok birlik vardır ve bunların fotoğrafları da mevcuttur. Bu miğferli ve kıyafetli bazı birlik fotoğraflarında ATATÜRK de bulunmaktadır. Yani ATATÜRK bu miğferlere ve kıyafetlere uzak olmadığı gibi bu kıyafetlerin kullanıldığının en yakın tanığıdır. Bu yüzden heykeldeki 2 Alman askeri dolayısı ile yapılan anlatım ve yazılar doğruyu ifade etmemektedir. (Foto: 18,19)
Foto 18 Foto 19 3. Bu yazının ana konusunu Sakarya isimli at oluşturmaktadır. Heykelde de bu at sembolize edilmektedir. Ancak konunun en can alıcı noktası budur. Bu heykeldeki at Sakarya’ya benzetilmesine rağmen Sakarya değildir. İşte ATATÜRK’ün tepkisi konusu ve bu açılışa katılmama nedeni bu ayrıntıda gizlidir. Bu noktada Sayın S.Akın’ın anlatımına dönersek aslında doğru bir konuyu yakaladığını görüyoruz. Yani bu heykel dolayısı ile ilgili olarak ATATÜRK’ün bir tepkisi vardır. Bu tepki de ifade tarzı olarak aynı olmasa da anlatımdaki vücut diline yakın bir tepkidir. Yani şiddetli ve keskindir. ATATÜRK açılış günü törenine gelmemiştir ama daha öncesinde gelmiştir. Ankara yerel anlatımlarında da ATATÜRK’ün açılışa geldiğini dile getiren hatıralar vardır. İşte bu noktada hatıralara ve anlatımlara yansıyan durum bu gelişin açılış günü olduğunun sanılmasıdır. Ankaralı Av.Halil Makaracı ATATÜRK’ün bu heykelin açılışına katıldığını ve kendisinin de orada olduğunu anlatmaktadır. Bu noktada o da yanılmaktadır. Ama doğru olan husus ATATÜRK’ün bu heykeli görmeye daha önceden gelmiş olmasıdır. İşte Halil Makaracı’nın da hatırladığı budur. (Foto: 20,21)
Foto 20 Foto 21 Aslında Sunay Akın’ın anlatımındaki “Rezalet, skandal, büyük bir hata var orada. Krippel’e ne yaptın, bitirdin bizi diyorlar.” şeklinde ironik olarak anlatılan konu doğru fakat verilen örnek yanlıştır. İşte bu şekilde şiddetle tepki verilen husus ATATÜRK’ün bindiği atın sanıldığı gibi Sakarya olmadığıdır. Ve bu hata “rezalet, skandal” denilebilecek boyutta büyük bir hatadır.
ATATÜRK açılıştan birkaç gün önce anıtın yapıldığı yere gelmiş ve anıtı incelemiştir. Anıttaki büyük hatayı görerek yanındakilere bu durumu yansıtmıştır. ATATÜRK’ün bu yanlışlığı belirtmesi üzerine orada bulunan görevliler bunun büyük bir rezalet ve skandal olduğunu belirtmişlerdir. Ancak ATATÜRK bu konuda bu eserin bir sanat eseri olduğu konusuna vurgu yaparak konunun kapanmasını sağlamıştır. Ankara’da olmasına rağmen anıtın açılışına katılmama nedeni Sakarya isimli atına duyduğu sevgi ve saygıdır. Çünkü onun sembolize edildiği ifade edilmesine rağmen at Sakarya değildir. Bu durum heykeli yapan Krippel’in yorumudur.
Bir Ankaralı olarak yıllardır bu heykeli görürüm. Defalarca da fotoğrafını çekmişliğim vardır. Her ayrıntısı dikkatimi çekmiştir. Heykelin yapılış ve dönemi hakkında da araştırmalarım ve çalışmalarım olmuştur. 70’li yıllarda o dönem hayatta olan kişilerle Ankara tarihi konusunda görüşmelerim ve mülakatlarım olmuştu. Bunların bir kısmını yazıya kaydederek ilerde kullanılabileceğini düşünmüştüm. Bir kısmını kullandım ve birkaç makalede ve çalışmada dile getirdim. Özellikle istiklal Harbi sırasındaki Ankara ölçeğindeki yaşananları o dönem tanıklarının gözünden anlamaya-anlatmaya çalıştım. Sonraki yıllarda ise ATATÜRK’ün yakın ve uzak çevresinde olan kişilerle tanışma ve çalışma şansına eriştim. Onlardan edindiğim ve duyduğum bilgileri not ettim. İşte bu bilgiler yıllar sonra konular ortaya çıktıkça daha bir anlam kazanmaya başladı. Örneğin ATATÜRK’ün manevi kızı Sabiha Gökçen ile yapmış olduğum görüşme ve mülakatlar bana önemli bilgi aktarımını sağladı. Anlatılan bazı bilgiler de araştırma hissi ve şevki uyandırdı. ATATÜRK’ün Sakarya atına karşı beslediği sevgi hissini Rahmetli Sabiha Gökçen’den bizzat duydum. (Foto: 16,17)

Bütün çalışmalarımı, araştırmalarımı, notlarımı, bilgilerimi ve belgeleri değerlendirdiğimde ortaya bir takım sonuçlar çıkmaktadır. Bu çıkan sonuçlardan birisi işte bu ATATÜRK’ün Sakarya isimli atı hakkındadır. Ulus’ta heykeli yapılan ve Sakarya olduğu belirtilen at figürü Sakarya değildir. Sakarya bir kısraktır. Heykelde ifade edilen at bir aygırdır… İşte ATATÜRK bir hayvanın hatırasına saygı duyduğu için kendi adına yapılan bu anıtın açılışına katılmamıştır. Bu sadece bir hayvana saygı değildir. Dişi bir varlığa da saygının bir ifadesidir. (Foto: 18)
Daha sonraki dönemde gerek Ulus’taki gerekse Etnoğrafya Müzesi önündeki anıtları ziyarete gitmemiştir. Ancak anıtların kompozisyonu konusunda aksi bir tepkide bulunmamıştır. Eserleri yapan sanatçıların yorumlarına saygı duymuştur. Daha sonraki dönemlerde Krippel ve diğer sanatçı ve heykeltraşlar Türkiye’de eser yapmaya devam etmişlerdir. Bu da eserlerine bir müdahalenin olmadığının delili sayılmalıdır.


ATATÜRK VE ÇANKAYA

Sosyete ve kordiplomatik yarışlarla alakalı idi. Fransa'dan gelen atlar içinde bir kısrak vardı. Bu Atatürk'ün atıydı. O sıra Afgan Kralı Amanullah Han Ankarayı ziyarete gelmişti. Atatürk Amanullah Han'ı yarışlara getirdi. Algrette yarışlara katıldı. Primerole gibi kuvvetli bir rakiple karşılaşacaktı. Algrette koşuyu kazandı. Amanullah Han çok memnun oldu ve Atatürk'ü hararetle tebrik etti.
Algerette Fransa da epey koşu kazanmış bir kısraktı, fakat tandonları zayıftı ve sene sonunda haraya çekildi, Ukko ile Alliance'in kızı olan Algrette çok muvafakiyetli bir damızlık oldu. Karacabey harasında Cumulus'ten doğurduğu Çankaya isimli ilk tayı Atatürk o zamanlar Türk Konkur ekibinin as binicilerinden Saim Polatkan'a hediye etmiştir."
Atatürk'ün Süvarileri'nin binicilik dünyasının en büyük yarışmalarından biri olan Roma Enternasyonal Konkurupikleri'nin en büyük mükafatı ve en önemli yarışlarından olan "Mussolini Kupası'nı kazanmaları Büyük Atatürk'e pek büyük sevinç ve mutluluk vermişti. Bunu günün Başbakanı Celal Bayar'ın, bu büyük başarıyı kazanan ekibin lideri General Cevdet Bilgişin'e yolladığı şu telgraftan da anlamak mümkündür. Tarihi telgraf şöyledir: "Milletler Müsabakasında Mussolini altın kupasını kazandığınızı bildiren telgrafınızı sevinçle aldım. Parlak muvaffakiyetlerinizi ve minnet duygularınızı Atatürk'e arz ettim. şefimiz hepinizden memnun oldular. Bende ekibimizi hararetle tebrik ederim. Aynı muvaffakiyetin bundan sonraki müsabakalarda da tecellisini diler, ayrı ayrı hepinizi gözlerinden öperim. - Celal Bayar."
Gazi Koşusu onun yüce adına Gazi Koşusu düzenlenmektedir. Öte yandan Atatürk'ün Hipodroma gelerek at yarışlarını izlemesi de memleketimizde yarışçılığın inkişafı konusunda en büyük teşviki teşkil etmiştir. Ünlü İtalyan mimarı Viotti Violli tarafından yapılan ve günümüze dek olanca güzelliğiyle ulaşmış bulunan Modern Ankara Hipodromu'da Atatürk'ün emir ve direktifleriyle inşa edilmiştir.
Türkiye'de atçılığı ve yarışçılığı teşvik amacıyla kurulan "YARIŞ ISLAH ENCÜMENİ" de Atatürk'ün büyük desteğini görmüştü. Bu encümenin vaki ricası üzerine adına bir Gazi Koşusunun ihdas edilmesine severek izin vermiş (1926) ve böylece Türk yarışçılık dünyasının en önemli klasik koşusu halini almış bulunan Gazi Koşusu, 1927 yılından bu yana Türk yarışçılığına renk katmaya başlamıştır.
İngiltere yarışçılık aleminde Derby ne ise, bugün Türk Yarışçılığında da Gazi Koşusu odur. Gazi Koşusu, bugün Türk yarışçılığının en büyük ve en önemli klasiği olarak devam etmektedir. 1927 yılından bu yana yarışlar aralıksız olarak gerçekleştirilmektedir. Yarış dünyamızın en büyük klasiği olan Gazi Koşusunun armağanı, Atatürk'ün at üzerindeki gümüş heykelidir. Ünlü heykeltıraş Şadi Çalık'ın eseri olan bu heykel 1970 yılından beri Gazi Koşusu galiplerine verilmektedir.

ATA VE SAKARYA

O GÜZELİM ATLAR!
Osmanlı Devleti'nin sonu gelmek üzere olan o karanlık günlerde Mustafa Kemal Halep'te bulunuyor ve İstanbul'a gidecek. Ama tiren bileti alacak kadar bile parası yok. Tek varlığı zamanla edindiği ve yetiştirdiği atar, kısraklar. Tek çare, bunları satmak. Gerçi, o denli sevdiği bu hayvanlardan ayrılmak da güç geliyor ona. Ama satacak, para edecek başka hiçbir şeye sahip değil.
"-Salih, bu atlardan birkaçını satıp da İstanbul'a gidebilirim."
Salih (Bozok) atları satma görevini üstleniyor, fakat tek bir alıcı çıkmayacak. Subayların hiçbirinin durumu Mustafa Kemal'den başkaca değil. Halep'in hali vakti yerinde olanlarının çoğu at meraklısı ama atları alsalar, seferberlik var, ülke savaşta, ordu tüm hayvanlara el koyuyor. Tam bir çıkmaz, çaresizlik. İşte tam da bu günlerde Dördüncü Ordu Komutanı Bahriye Nazırı Cemal Paşa, Mustafa Kemal'le Halep'te buluşacak. Cemal Paşa'nın Mustafa Kemal'e eskiden beri sevgisi ve bağlılığı var. Birçok konuda da görüş birliği içindeler. Bir ara söz dönüp dolaşıp Mustafa Kemal'in para sıkıntısı içinde olduğuna ve atlarına da geliyor:
"-Cemal Paşa, benim bazı cins at ve kısraklarım var. Bunları satmak ihtiyacındayım; isteklisi çıkmadı. Siz buranın eski komutanısınız, bana bir yol gösterir misiniz?"
"-At ve kısraklarınızı önce baytarlarıma muayene ettireyim."
"-Diyarbakır'da iken, Alman ve Avusturyalılar, bu atlarla kısrakların önemli bir servet olduğunu söylediler, kıymetlerinden şüphe etmiyorum, ama öyle yapınız."
Ve Cemal Paşa, tüm at ve kısrakları iki bin altına alıyor!
Mustafa Kemal'in İstanbul'a gelebilmesi, savaşımına başlayabilmesi çok sevdiği, yıllardır edindiği, yetiştirdiği at ve kısraklarının sayesinde.
Dahası, Cemal Paşa, bu hayvanları sonradan beş bin altına satacak ve atların ve kısrakların değeri iki bin değil, beş bin altmmış diyerek aradaki üç bin altını Mustafa Kemal'e gönderecektir. Ve Gazi Mustafa Kemal Paşa da, yıllar sonra diyecektir ki:
"-Bu para, yeni girişimlerimde bana destek olmuştur. Bunu belirtmeyi görev sayarım." (3)
Atlarından, kısraklarından ayrılması kuşkusuz onu çok üzmüştü. Çünkü atları o kadar çok seviyordu ki. Bir tutku idi at sevgisi onda. Onları okşarken elleri sevgi ile titrer gözleri parlardı. Onlarla konuşurdu da. Ve bu sevgi karşılıklıydı. Seyislerine huysuzluk yapan atlar onu karşılarında görünce hemen terslenmeyi keserlerdi. (4)
Nerdeyse çocukları sevdiğince severdi atlarını... Ankara'da Çiftlik'deki taylarından biri ruam hastalığına yakalanıp da öldürülmesi gerektiğinde, ellerine lastik eldivenler geçirerek tayı birkaç kez okşamadan öldürmelerine izin veremeyecek, hayvanı okşarken de gözyaşlarını tutamayacak ve ağzından şu sözler dökülecektir:
"-Çocuğum olmadığında hikmet ve isabet varmış. Eğer bir evlat kaybetmek felâketine uğrasaydım kalbim bu elem ve kedere dayanamazdı." (5)
Atları onun arkadaşları gibiydi de. Hem de ölümleri ona gözyaşı döktürecek denli sevdiği arkadaşlar.
"-Bir arkadaş daha bizi terk ediyor bugün Sabiha..." dediğinde acı içinde, Sabiha Gökçen birden irkilecek, o günlerde Gazi Paşa'nın yakınları arasında ölümcül bir hastalığa yakalanmış kim var diye belleğini zorlayacak, çıkaramaymca da Gazi böylesine üzgün olduğuna göre ölümüne yandığı bu arkadaşının bilmediği ama mutlaka çok sevdiği biri olduğunu düşünürken içeriye Gazi'nin tabancasını elinde tutarak giren bir dosta onun:
"-Durumu nasıl? Hiç umut yok mu?"diye sorması karşısında şaşkınlığı daha artacaktı.
"-Maalesef Paşam! Yok... Herkes elinden geleni yaptı. Böyle daha fazla acı çekmesine müsaade etmeseniz iyi olur... Bir şey daha söylemek isterim... Gözleri sanki sizi arar gibi."
"-Arar, arar ya... Atlar insanlardan daha hassas, daha vefakâr ve daha çıkar düşüncesinden uzaktırlar. Bunca yıl bana hizmet etti, bana yoldaşlık etti. O benim kokuma, ben onun kokusuna alıştık. Birbirimizin huyunu da iyi öğrendik. Yazık oldu hayvanıma."
Evet, o çok sevdiği atlarından biri hastalanmıştı, umar da yoktu, vurulması gerekiyordu acısını dindirmek için. Ona karşı bu son görevi de sahibi yapmalıydı.
Silahını aldı, ahıra doğru yürüdü. Hayvanın ağzından köpükler saçılıyor, karnı acı içinde kasılıp duruyordu. Gazi, eğildi, mendili ile köpüklerini sildi, yelesini okşadı atının.
"-Oğlum, oğlum! Şimdi bütün acıların dinecek!."
Öptü onu birkaç kez.
"-Sen mi beni arayacaksın, yoksa ben mi seni?"
Doğruldu, silahını hayvanın tam altına doğrulttu. Parmağı tetikte. Ama öyle kalakaldı. Bir yontu gibi. Ve birden gözlerinden yaşlar boşandı. Yağmur yağarcasına.
"-Alın! Alın! Götürün hayvanı buradan! Çok uzaklara götürün. Acı çektirmeden ölmesini temin edin. Gerekirse iğne yaptırın. Uyutun, öyle vurun! Ben düşmanlarımı bile böyle vuramamışımdır! Bana bunu yaptırmayın." Gazi, uzunca bir süre ata binemeyecekti. (6)
Ve günlerden bir gün Çankaya'dayız, sofrasında konukları bulunduğu o gecelerden birinde Gazi yaverlerine buyuruyor:
"-İki gün önce bizim atlardan biri doğurdu. Alıp onları buraya getiriniz." Konuklar, herkes şaşkın. Salona at getirilir mi hiç? Yaver, duraksıyor.
Gazi'nin, "-Sevelim, görelim, okşayalım." sözleri şaşkınlığa, duraksamaya bir son veriyor.
Çok geçmeden tay ve annesi Yıldız, bakıcıları Kerim'in yedeğinde şeref salonunda. Salonda ayakları kaymasın diye geçecekleri ve duracakları yerlere halılar, kilimler serilmiş. Gazi, onları ayrı ayrı sevmekte ve eliyle kesme şeker yedirmekte. (7)
Dipnotlar 3 GAZİ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK: Atatürk'ün Anıları, 1917-1919; kaleme alanlar: Falih Rıfkı [Atay], Mahmut [Soydan]; sadeleştiren: İsmet Bozdağ, Bilgi Yayınevi, Ankara, 1982, s.33-36.
4 SABİHA GÖKÇEN: Atatürk'le Bir Ömür, anılan kaleme alan: Oktay Verel, 3.basım, Altın Kitaplar, İstanbul, 2000, s.46.
5 C.GRANDA: Atatürk'ün Uşağı İdim; yayına hazırlayan: Turhan Gürkan, Hürriyet yyn., İstanbul, 1973, s.224.
6 S.GÖKÇEN: s.69-70.
7 C.GRANDA: s.224-225.

Atatürk ve Binicilik
Ata ve atçılığa özel bir merak ve sevgisi yanında iyi bir binici de olan Atatürk, yurtta atçılığı ve yarışçılığı daima özendirdi. Yakınlarını da bu konuya ilgi göstermeye neredeyse zorladı. Bu da atçılığın ve yarışçılığın lehine olmuştu. Onun bu yoldaki emir ve direktifleriyle Türk atlı sporları olumlu bir gelişme kaydetmişti.
14 Ocak 1923 günü İzmir'de Uşakzade Muammer Bey'in kızı Latife Hanım ile evlendikten sonra eşine verdiği armağanların arasında güzel bir atın bulunması da Atatürk'ün ata gösterdiği ilgi ve verdiği değerin ifadesidir kuşkusuz. Atatürk'ün tavlasındaki atların arasında "Sakarya"ya karşı özel bir ilgisi ve sevgisi olduğuda bilinir. Atatürk tatil günlerindeki atlı gezilerini hep "Sakarya" ile yapmak istemiştir. Atatürk'ün at sevgisi, onu da bir ara yarışçılığa sevk etmişti. Gerçekte Atatürk belki de bunu yarışçılığı teşvik için yapmıştı. Atatürk'ün atının kazandığı bir yarışı, atçılık dünyamızın ünlü kişilerinden Said Akson'un "Yarışçılık Anıları" kitabından öğreniyoruz. Bu olayı, yazarının kaleminden keşfetmek gerekir: "…Sosyete ve kordiplomatik yarışlarla alakalı idi. Fransa'dan gelen atlar içinde bir kısrak vardı. Bu Atatürk'ün atıydı. O sıra Afgan Kralı Amanullah Han Ankara’yı ziyarete gelmişti. Atatürk Amanullah Han'ı yarışlara getirdi. Algrette yarışlara katıldı. Primerole gibi kuvvetli bir rakiple karşılaşacaktı. Algrette koşuyu kazandı. Amanullah Han çok memnun oldu ve Atatürk'ü hararetle tebrik etti. Algerette Fransa da epey koşu kazanmış bir kısraktı, fakat tandonları zayıftı ve sene sonunda haraya çekildi, Ukko ile Alliance'in kızı olan Algrette çok muvaffakiyetli bir damızlık oldu. Karacabey harasında Cumulus'ten doğurduğu Çankaya isimli ilk tayı Atatürk o zamanlar Türk Konkur ekibinin as binicilerinden Saim Polatkan'a hediye etmiştir." Türkiye’de atçılığı ve yarışçılığı teşvik amacıyla kurulan “Yarış Islah Encümeni” de Atatürk’ün büyük desteğini görmüştür. Bu encümenin vaki ricası üzerine, adına bir “Gazi Koşusu” ihdas olunmasına da severek izin vermiş 1926 ve böylece Türk yarışçılık dünyasının en önemli klasiği halini almış olan “Gazi Koşusu” 1927 yılından itibaren Türk yarışçılığına renk katmaya başlamıştır. Atatürk son olarak 18 Ekim 1936 günü Ankara’da, Sonbahar at yarışlarının Üçüncü Hafta Koşuları’nı izlemiştir.

Atatürk’ün Süvarileri
Cevat Gürkan, Saim Polatkan, Cevat Kula ve Eyüp Öncü’nin, binicilik dünyasının en büyük yarışmalarından biri olan Roma Enternasyonal Konkurhipikleri’nin, en büyük mükâfatı ve en önemli yarışması olan “Mussolini Kupası”nı kazanmaları Büyük Atatürk’ü çok sevindirmişti.
Atatürk'ün Süvarileri Roma'yı fethetti
Türk Binicilik Sporu'nda, 1938'deki Mussolini Kupası zaferimiz, aradan yıllar geçse de unutulmayacak. Avrupa Konkurhipik'lerinin en büyük yarışmalarından biri kabul edilen Roma'daki bu yarışmaya, 1936 Berlin Oilmpiyatı Şampiyonu Alman Hasse'de "Tora" isimli atıyla katılıyor ve kesin favori gösteriliyordu. Evsahibi İtalyanlar da, Duçe'sinin adını taşıyan bu yarışmada büyük iddia taşıyordu. Alman ve İtalyanların yanısıra, Romanya ve İrlanda ekipleri de yarışıyordu. Yüzbaşı Cevat Kula, Yüzbaşı Cevat Gürkan, Yüzbaşı Eyüp Öncü ve Teğmen Saim Polatkan o gün müthiş bir yarışma çıkarıyor ve Güçlü, Yıldız, Ünal ve Çakal isimli atlarıyla 35.3/4 puanla birinciliği kazanıyordu. 60 yıl önce Roma Konkurhipikleri'nde Atatürk'ün Süvarileri, kupayı Mussolini'nin elinden alıyordu. Büyük coşku yaşatan Roma'daki bu zaferin ardından Varşova'da da başarılar kazanan binicilerimiz, Türkiye'de muhteşem bir törenle karşılandı. (basın)

ADRES

Çankaya Kent Bahçesi,
Öğretmenler Caddesi
Çankaya Üniversitesi Yanı Çukurambar / ANKARA

İLETİŞİM

info@cankayabinicilik.com
Tel: +90 533 650 8505

SOSYAL MEDYA